Sporcular ve Motivasyon
Milli Takım Mentoru Turgay Biçer Genç Gelişim için
yazdı: Hangi futbolcular nasıl motive oluyor? Futbolcuların motive
olmasındaki etkenler neler?
Sporcuların zaman
zaman oyunun kurallarını zorlaması, değiştirmesi hatta hile ile
kendi çıkarına yönelik kullanması oyunun kurallarındandır.
Sporcuların
kuralları zorlaması, sınırlar içinde kalmak istememesi, belki de
yıllarca yeteneklerini, becerilerini, düşünce ve davranışlarını
geliştirmek istemesinin bir isyanı olarak kabul edilebilir diye
düşünüyorum.
Antrenmansa,
maçlara hazırlanmak için yapılan teknik, kondisyon ve psikolojik
çalışmaların bütününü kapsar.
Antrenmanla
kendinde varolan yetenek, kişilik, karakter ve duygularını
harmanlayan sporcu kelebek gibi kısa süren spor hayatında
varolmasına bir anlam yüklemek isterken, yaşadığı hayata da bir
anlam yüklemek ister.
Bedeni, aklı,
duyguları, istekleri, amaçları, hayali sporcunun alın terine katarak
katık yaptığı yemeğidir. Bu yemek öyle kolay yenmez. Sporcu tatil,
bayram demeden bir antrenmandan ve maçtan diğerine koşarak, çok
çalışarak özel hayatını ihmal ederek sürekli bir amaç, dava uğruna
hayatını geçirir.
Bir zaman gelir
ki, kimseye yaranamaz. Belirli bir para karşılığında başka kulüplere
satılır.
Artık ekmeğini
orada kazanmak zorundadır ve her gittiği yer ondan mucizeler bekler.
Bir mucize adamıdır sporcu.
Eğer mucizeyi
gerçekleştiremezse sihri bozulur ve başka biriyle hemen
değiştirilerek kısa zamanda unutulur gider.
Spor,
zor bir iştir
Güzel günler çabuk
geçer misali, parlak günlerde kısa sürer ve bir yarışmanın,
turnuvanın, maçın teri kurumadan diğerine yol almak zorundadır.
Herkes gibi
eğlenmez. Gece yarıları sokaklara çıkamaz, eğlence yerlerine
gidemez. Yasaktır. Sevemez, sevse de bunu gizlice yapmak zorundadır.
Hatası hiç kabul
edilemez. Hatta evi, arabası ve bindiği otobüs taşlanır kızgın
taraftarlar yüzünden.
On binleri, yüz
binleri, hatta milyonları mutlu etmelidir. Mutlu etmelidir ki, şov
devam etsin. Şov devam etmek zorundadır, her ne pahasına olursa
olsun.
Anasına,
sülalesine, geçmişine ve geleceğine söylenen laflar bile onu
yolundan çeviremez. Duymamak, görmemek, bilmemek zorundadır.
O bazen insan
olduğunu unutur ve kendisini modern zamanların bir gladyatörü olarak
kabul eder. Çünkü o bir kahraman, örnek adam ve hatta çok
kıskanılan, yerinde olmak istenilen önemli bir şahsiyet haline
gelir.
Bazılarının
kazandığı paralar dudak uçurtur. Güzel ve renkli yaşamları vardır.
Çocuklar onları örnek alır ve hatta anne babalar çocuklarını birer
futbol yıldızı yapmak için onca uğraşılara girerler.
Her sporcu gibi
futbol yıldızları için de motivasyon önemli bir olgudur.
Antrenörler,
mentorlar, taraftarlar, yöneticiler, medya kendine özgü motive etmek
ister sporcuları. Motivasyon kavramının özü güdüdür.
Davranışbilimciler
güdüyü, bireyi bir eyleme ya da eylemlere iten içsel kuvvet ve güç
olarak tanımlarlar.
Motivasyon yani
güdülenme olabilmesi için birey yani sporcu, bir amaç ve gereksinim
için dışarıdan veya içsel olarak bir amaca yönelmesi veya
yönlendirilmesi gerekmektedir. Motiv yani güdü, birey için önemli
hale gelmiş veya getirilmişse, sporcunun o eyleme karşı tavrı
olağanüstü ölçüde farklılık gösterecektir.
Güdülerin nedeni
ister fizyolojik olsun; yani bireyin günlük gereksinimleri olan
açlık, susuzluk, cinsellik, sağlıklı olma, hastalıktan kaçınma ister
psikolojik olarak kabul edilen; güven duygusu, tanınma, saygı görme
ve kendini gerçekleştirme olsun, sporcu için büyük önem taşır.
Her takımın
oyuncuları farklı şekilde maçlara hazırlanırlar. Onları güdüleyen
unsurlar farklıdır.
Kimisi iyi para
kazanarak geleceğini garantiye almak için motive olurken, kimileri
saygın yaşamlarına devam etmek, ailesine bakmak ve onların
geleceklerini garantiye almak, kimileri toplumda iyi bir statüye
sahip olmak ve kimileri de kendini gerçekleştirmek için spor yapmaya
motive olurlar.
UEFA kupasını
kazanan ve dört yıl üst üste lig şampiyonu olan Galatasaray'ın
mentorluğunu yaptığım dönemde, neden futbol oynadıkları konusunda
sporcularla sezon öncesi yaptığım bir toplantıda beni etkileyen
yanıtı şimdi takımın teknik direktörü olan Hagi, “Ben futbol, futbol
ben.” diyerek vermişti. Yanıtını açmasını istediğim de “Ben futbol
sayesinde Hagi oldum, futbol beni Hagi yaptı. Dünya beni futbolla
tanıdı.” diyerek konuya açıklık getirmişti.
Aynı şekilde
Popescu, Taffarel de ona yakın yanıtlar vermişti. Kaptan Bülent'in
profesyonelliği, her maça olağanüstü şekilde kendisini hazırlaması,
düzenli yaşamı, gerçek bir abi oluşu, Okan'ın mütevazı ama savaşçı
kimliği, Emre'nin olağanüstü Tanrı vergisi yeteneği, Hakan Ünsal'ın
olağanüstü performansı, Ergün'ün beyfendiliği, soğukkanlılığı,
inanılmaz teknik becerileri, Hasan Şaş'ın top ustalığı, savaşçılığı,
Hakan Şükür'ün golcülüğü, Suat'ın zekası, üstün teknik becerisi ve
Fatih'in savunmadaki mükemmel oyunu, Türkiye'nin en önemli teknik
adamlarının takımın başında olması Galatasaray'a UEFA kupasını ve 4
yıl üst üste başarıyı getiren önemli unsurlar olarak sayılabilir.
Bu kişilerin en
önemli motivasyonu, işini en iyi yapmak ve Tanrı vergisi
yeteneklerini en iyi şekilde ortaya koyma istemeleridir.
Aynı süreç Dünya
Kupası’nda da yaşanmıştır. Yaklaşık 55 gün süren bu uzun maratonda
futbolcuların en büyük motivasyonları 48 yıl aradan sonra, daha önce
kulüp takımlarında ulaşılan başarılara ulaşmak ve “Madem buradayız,
o halde burayı bir şölen haline getirelim.” düşüncesinde
yatmaktadır.
Her bir sporcunun
yıldız olduğu; Hakan, Turgay, Rüştü, Alpay, Hakan Ünsal, Ergün,
Nihat, Arif, Okan, Emre Belezoğlu, Emre Aşık, Bülent Korkmaz,
Yıldıray, İlhan, Hasan Şaş, Fatih Akyel, İlhan Mansız, Tayfur
Harvutçu mesleki zirvelerinin doruğunda dolaşırken onların en büyük
motivasyonları, daha önceki birliktelikleri, kazanmak istemeleri,
şartlara olan uyumları kazandıkça özgüvenlerinin artmasıdır.
Konfederasyon kupasında aynı motivler rol almıştır. Kendilerini
göstermek isteyen genç sporcular, Gökdeniz, forvet Okan, Selçuk,
Tuncay, Kaleci Ömer, Nihat, Servet ve tüm sporcular uluslararası bir
arenada milyonların önünde kendilerini göstermek istemişler, ve
“Bizde varız!” mesajını kamuoyuna vererek büyüdüklerini ispat etmek
istemişlerdir.
Futbolcular hem
bedenlerini hem akıllarını ve hem de Tanrı vergisi yetenekleri ile
var olmaya çalışan önemli değerlerimizdir. Futbolcu olmak kolay
değildir.
Yukarıda
bahsettiğimiz gibi çok çalışmayı, fedakarlığı bazen itilmeyi,
kakılmayı, ileri derece sevilmeyi, milyonlar önünde çelik gibi
kalmayı, cesur olmayı, bazen da unutulmaya, hor görülmeye, yok
sayılmaya isyanı içeren bir yaşam biçimidir ve herkesin kolay kolay
yapamayacağı bir iştir. Yetenek dehaları olarak kabul edilen
futbolcular, her geçen gün daha da gelişerek, değişerek bizleri
eğlendirmeye, heyecanlandırmaya, mutlu etmeye, bazen de istemeseler
de üzmeye devam edeceklerdir.
Bizim yapmamız
gereken, önce onları bir insan olarak görmek, sonrada ellerimiz
patlayana dek alkışlamak, motive etmek ve bizler için hayatlarını
feda ettiklerinden dolayı onlara teşekkür etmek ve her zaman saygıda
kusuru eksik etmemektir.
Onları mutlu eden
ve üst düzeyde motive olmalarını sağlayan en önemli olay ise
bizlerin alkışlarıdır. Onları üzen ve kahreden şey ise taraftarın
arkasını dönmesi, anlamaması, her şeyleri yapmalarına karşın
kendilerinin bir türlü anlaşılmamış olmalarıdır.